0

Neden kimsenin bana artık aşk mektubu göndermediği biliyorum: Çünkü bu kitabı okumadınız!

birinciİçinden mektup, kartpostal, pul, hatta postacı geçen kitaplara zaafım var. Hepsi bir arada olunca, tadından yenmiyor. Kitabı ilk gördüğüm an, Şair Kısakulak tam benlik dedim ama kitabı alıp sakladım ve okumak için bugünü, bu sabahı bekledim: Bozburun’da uyandığım ilk sabahı. Denizin kıpırtısız olduğu, Suna teyzenin ekmeklerimizi pişirdiği, Bülent Ortaçgil’in karşı kıyıdaki evinde muhtemelen şarkılarımız yazdığı saati. Burada “En küçük bir ses bile sanki gök gürültüsü!”

Bir besteci ile şairin aşkı, henüz Kısakulak’ın şiirlerinin hayranı olarak tanıdığımız Şirin’in mektubuyla başlar. Zorbalıktan çok incinmiş çocukluğuyla, belki de bu yüzden eleştirilmeye hiç açık olmayan IMG_4725Kısakulak’ın hayatına dan diye düşer bu mektup. Şiirlerinin eleştirisi, hatta yeniden yazımının yanında, hayranlığını da dile getiren Şirin’in mektubu pek hoş karşılanmaz. 

FullSizeRender_2 kopyaAncak Kısakulak’ın mektuba cevap verme cesaretiyle, şair tavşanın yuvasından hayata çıkma, kendini kabullenme, kendini ve bir başkasını sevebilme yolculuğu başlamış olur. Mutlu sona şiirlerdeki karamsarlığı, peri masallarındaki cinsiyetçiliği ters yüz ederek ulaşırlar. Evlenme teklifini de Şirin edince… 

Kitabın hem komik, hem de romantik hikâyesi bir yana, içinde kitap kapaklarından, kullanım kılavuzlarına, ilaç prospektüslerinden yağmurda ıslanıp bazı kelimelerini kaybetmiş kartpostallara kadar pek çok metin türü hakkında şamatacı, dedikodulu sonu ve bol çizimli içeriği bir yana. Bir bakıyoruz ki Kısakulak’ın büyükannesi, halası, komşusu ve hatta tavşan postacının oğlu sayfalara konuk oluyor. 

Kafessiz Kuşlar

Köpeklerin kemikler var,

Kuşların da.

Pencerelerin parmaklıkları var,

Kuşların yok.

Sandalyelerin bacakları var,

Kuşların da.

Kır tavşanlarının dişleri var,

Kuşların yok.

Tavaların yumurtaları var,

Kuşların da.

Tarlalardaki yuvaların sahipleri var,

Kuşların yok.

Şair Kısakulak’ın yazdığı, Şirin Koşaradım’ın kadın elinin değdiği bu şiir de tavşan gibi zıplayarak Beşinci Yeni’yi başlatabilir:) Sevgili Nazlı Gürkaş’ın da çevirisiyle metne çok şey kattığı ortada ve kendisini bu kitabı çevirdiği için çok kıskandığımı da belirtmek isterim:)

FullSizeRender_1 kopya

Eva Furnari kitabı hem yazmış, hem çizmiş ve kitabın sonunda yaptığı listede, bu kitap için 82 taslak hazırladığını anlatıyor. Furnari İtalya’da doğmuş, iki yaşındayken ailesiyle Brezilya’ya Sao Paulo’ya yerleşmiş, arkeoloji okumuş ve başta başka yazarların kitaplarını resimlerken, kendi hikâyelerini yazıp resimlemeye başlamış.FullSizeRender kopya

Ve bakın Furnari, Guardian’daki siz de çizebilirsiniz diyerek, çok sevdiğim pek çok çizerin en meşhur kahramanının nasıl kolayca çizilebileceğini aşama aşama, yine çizerek gösterdiği sayfa için ne hazırlamış. Ben de deneyeceğim! 

FullSizeRender_1FullSizeRender_4FullSizeRender_6FullSizeRender_9FullSizeRender

Şair Kısakulak

Eva Furnari

Türkçeleştiren: Nazlı Gürkaş

Tudem Yayın Grubu

56 Sayfa

Devamı için:

https://www.theguardian.com/childrens-books-site/gallery/2015/may/16/how-to-draw-a-rabbit-eva-furnari

Eva Furnari’nin dünyasını daha yakından tanımak, bizim Kısakulak’ı nasıl çizdiğini görmek için harika bir video:

http://esconderijos.com.br/video-o-mundo-de-eva-furnari/

BİRBİRİMİZİ FARKLI KULAĞIMIZDAN ÖPELİM!    

 İYİ BAYRAMLAR!

0

Bir kedim bile yok!

Jorge-Luis-Borges-Foto-de-Sara-Facio

A UN GATO

No son más silenciosos los espejos
ni más furtiva el alba aventurera;
eres, bajo la luna, esa pantera
que nos es dado divisar de lejos.

Por obra indescifrable de un decreto
divino, te buscamos vanamente;
más remoto que el Ganges y el poniente,
tuya es la soledad, tuyo el secreto.

Tu lomo condesciende a la morosa
caricia de mi mano. Has admitido,
desde esa eternidad que ya es olvido,
el amor de la mano recelosa.
En otro tiempo estás. Eres el dueño
de un ámbito cerrado como un sueño.

                                       Jorge Luis Borges

BİR KEDİYE 

RedCatBlueCatInterior1

Jenni Desmon/ Red Cat, Blue Cat

Daha sessiz değil aynalar

Ne de o maceraperest gün doğumu bu denli kaçamak;

Sensin mehtabın altında,

gözümüze ilişen o panter.

İlahi emrin esrarengiz şaheseri diye

Seni arıyoruz beyhude;

Ganj’dan ya da batan güneşten daha uzak,

sendeki bu yalnızlık

sendeki bu mahremiyet.

Sırtın göz yumar

ellerimin okşamasına.

Ses etmez oldun sen

o unuttuğun ezelden beri

tekinsiz ellerin sevgisine.

Başka bir zamana aitsin sen,

hâkimi sensin o kapısına kilit vurduğun hayal âleminin.

  Jorge Luis Borges
(Türkçeleştiren: Sima Özkan Yıldırım, Ç.N. Sayı 17)
0

Al sana Dalga!

IMG_1664

Sessiz, sözsüz bir kitap olabilir ama ben dalganın sesini duydum. Ben de karakalem çizilmiş, isimsiz kızla birlikte dalgayla ıslandım, onun kumdaki hoplayıp zıplayan ayak seslerini takip ettim. Vapurdaydım ya da kumsalda. Denizi ben de yaşıyordum.suzy lee

 Bolonya Çocuk Kitapları Fuarı’nda “Artists and Masterpieces of Illustration” sergisinde de kitaptan orijinal bir çizimle karşılaştığımda, 1974 doğumlu Güney Koreli, Suzy Lee’nin son kitabı Wave’in İtalyancasını koşarak aldım. Nasılsa sözsüzdü, nasılsa her dildeydi. Kitabın adının orijinalini bilmesem de herhalde tahmin edebilirdim.

IMG_0843

Bolonya 2016

            Suzy Lee’nin The Zoo ve Shadow’u da çizimleriyle beni nasıl etkilediyse Wave’in de mavisi ve çizimlere yansıyan çocuk bakış açısı, gerçekçiliği hareketlenen bir animasyon gibi geliyordu. Martılar onun adımlarını havadan takip ediyor, duygularını yansıtıyor, dalga sesine martı çığlıkları karışıyor, üstüm başım sırılsıklam oluyordu. Yaklaşan dalgadan hep birlikte kaçıyorduk. Kız dalgalara karşı arsızlaştıkça, martılar da balık mı arıyordu sularda?

wave 1

            Ben bu hikâyeyi, çizimleri bütününü, bir kız çocuğunun kumsalda geçen bir gün, ailesinin yanında ayrılıp tek başına keşfe çıkıp başına ne gelirse razı oluşu olarak okudum. Bir ebeveyn çocuğu ne kadar dikkat et ıslanırsın, düşersin, canını yakarsın dese de, ebeveynin deneyimi çocuğun deneyimi değildir, o hissetmemiştir ki küçükken annesinin başına geleni. Kendi deneyimlemek ister. Dalgalarla konuşacaksa, o dil kendi uydurduğu dil olacaktır. Kendine güveni, adım adım dalgaya kavuşacaktır. Doğaya ve kendine dokunacaktır. Bu küçük deneyimler evrensel değil midir?

wave 6

            Lee’nin tasarımına gelince, karşılıklı iki sayfadan oluşan her yeni sahne, başlarda sol güvenli, sağ sayfa ise beklenmedik, öngörülemez dalganın güvenli sulardan uzak sayfasını temsil ediyor. Öykünün her adımında kız sağ sayfaya doğru yaklaşıyor. Hafif gölgeli karakalemi mavi turkuaz ve beyaz akriliğin sade anlatımı, bembeyaz gökyüzü ve kızın hareketlerindeki gri gölgeler birbiriyle hep tezat hem de uyumlu gidebilen müthiş bir tasarım olmuş.

            Korkuyla ve suyla yüzleştiğindeyse artık sahne daha parlak. Kızın elbisesinin rengiyle gökyüzünün mavisi aynı. Tabii ki hepsini dalganın kendi turkuaz mavisi bu hale getirdi. Bu deneyim hem kıza hem de martılara midyeler getirdi.

wwww.jpg

            Bu hikâye aklıma Disney’in 2016 filmlerinden, henüz vizyona girmesine çok olsa da dört gözle beklediğim Moana’dan bir sahneyi hatırlattı. Okyanusya’da, Güney Pasifik kıyılarında geçen bu animasyonda Moana bebekken okyanusa, dalgalara dokunup okyanusla iletişime geçebiliyor. O da dalgalarla oynuyor midyelerin peşinde.

            Görüşürüz! Ben şimdi deniz kenarında keşfe çıkıyorum… Belki yine midye bulurum.