0

Yanlış adresteki Mango Sokağı’ndaki Ev

 

Sandra Cisneros’un Mango Sokağı’ndaki Ev’i, Esperanza Cordero adlı Chicago’da büyümekte olan genç bir Chicana’nın kendini ve bir sokakla sınırlı da olsa kocaman dünyasını keşfe çıkışının öyküsü. Bir hikâye anlatıcısı gibi içinde yaşadığı mahallenin sesi haline gelen bu karakterle aslında şöyle tanışabilirsiniz:

“Öyküler anlatmayı severim. Size, ait olmak istemeyen bir kızla ilgili bir öykü anlatacağım”.

mango sokağındaki evyeni kapakBu kitabın bendeki yerini anlatmalıyım belki de önce. Üniversitedeyken aldığım derslerin en güzeli Azınlık Edebiyatı’nda tanıştığım ve sonrasında yüksek lisans tezimle benim için adeta kutsal bir metin haline gelen kitap. Bu kitabı çevirebilmeninin hayalini de çok kurmuştum ama bir gün kitapçıda yeni çıkanlar raflarından birinde gördüm onu. Kapağı nasıl da içindekileri anlatmıyordu. Zaten kitap muhtemelen satmadı ki, geçtiğimiz yıl daha cafcaflı yeni bir kapak tasarımıyla yeniden boy gösterdi. Kapakta şöyle yazıyor: Bir genç kızın küçük dünyası. Yanlış adres! Mango Sokağı o mahallede okunmaz ve Chicana Edebiyatı da.

Farklı kültür, etnik, ırk ve inançlara sahip grupların bir arada yaşadığı çokdilli, çokkültürlü ve çok söylemli Amerika’nın kozmopolit yapısında, Chicano/Chicana ya da ‘Meksikalı-Amerikalı’ olarak geçen Meksika kökenli ama Amerika’da yaşayan azınlık toplumu, 60’lı ve 70’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin güney batı bölgelerinde kendi sivil haklarını talep eden aktivistlerin, etnik ve kimlik politikalarının, tarihlerinin, coğrafyalarının, sınıflarının, politik bilinçlerinin altını çizerek, kendilerine gururla taktıkları bir isimle ortaya çıkmıştır. Chicano, İspanyolca’da erkek çocuk anlamına gelen chico kelimesinden türemiştir, başlarda Meksikalı yoksul göçmenler için kullanılmıştır. Chicana ismi, kadınların içine doğduğu bir isim değil, bilakis, bilinçli olarak ve eleştirel anlamda benimsenmiş, üstlenilmiş bir ifade.

Chicana feminizm, daha ziyade Chicana’ların toplum içinde sahip oldukları sosyo-ekonomik alana odaklanır. Anglo-Amerikan edebi kanonun içinde kendine üçüncü bir alan arayan Amerikan üçüncü dünya feminist kuramı olarak adlandırılır. İki dillilik, iki kültürlülük ve sınır-diyar kavramı Chicana edebiyatını, çok kültürlü alandan, biyolojik, ırksak çeşitliliğin, çoğulculuğun, Amerika’daki marjinalize edilmiş, parçalanmış kimliklere sahip olsa da yaşamayı bir avantaja dönüştürmesinin resmi olarak dile getirebilirim.mango 1

Chicana yazınında dil kullanımına dair çok önemli bir özellik dikkat çeker ve bu kitabı okuyanları da şaşırtacaktır: “code-switching” kavramı yani, iki dilli insanların konuşurken farkında olmadan iki dili aynı anda kullanması. Sandra Cisneros, romanında kullanılan İngilizce’ye İspanyolca’nın eklemlenmesini şöyle ifade eder: “Mango Sokağı’ndaki Evi alıp, çevirirseniz, o İspanyolca’dır. Dilinin sentaksı, duygusallığı, içindeki önemsiz şeyler, cansız nesneleri ele alışı –bazen söylendiği gibi bu bir çocuğun sesi değildir. Bu İspanyolca’dır. Yazarken bunu fark etmemiştim”. İki dillilik ve kasti olarak bir dilden ötekine geçiş Chicana edebiyatının arkasındaki politik alt yapıyı imler. Diller arasındaki geçişkenlik de nihayetinde sınırların geçmek ve sınırları ihlal etmekle ilgilidir.

Bu yarı-otobiyografik romanda Cisneros özgürlük ve kendine ait bir alan yitiminin ataerkinin tuzağına düşmenin ve toplum tarafından dışlanmanın sonucu olduğunu anlatır. Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda” ifadesinin yeninden inşası olarak. 13 yaşlarındaki Esperanzo kendi benliği için bir alan yaratmaya çalışırken, hem fiziksel hem de ruhsal büyeme sancılarına tanıklık ederiz. Yalnızca onun değil Mango Sokağı’nda yaşayan yediden yetmişe tüm kadınların.

mango2

Chicana deneyimine, Türkçe’deki karşılığıyla “iki arada bir derede kalma” diyebiliriz. Sandra Cisneros’un çocukluğu da iki dünya arasında geçiyor. Meksika kökenli olup ABD’de doğan bir anneyle, yani bir Chicana’yla Meksikalı bir babanın tek kızı olarak dünyaya geliyor. Altı erkek kardeşinin dünyasına. Chicana yazınının bu en başarılı romanlarından biri olarak addedilen Mango Sokağı’ndaki Ev’de de gördüğümüz gibi, egemen mevcut dilin ve erkeklerin dilinin içinde konuşan Esperanza’nın kimlik arayışı Cisneros’unkiyle aynı noktada Chicana olmanın bilincidir.

Cisneros’un ilk romanı olan Mango Sokağı’ndaki Ev 1984’te yayınlandığından bu yana 12 dile çevrildi ve tüm Amerika’da okullarda sayısız çocuğa okutuldu. Bu da Sandra Cisneros ABD’nin en çok okunan ve sevilen Latin yazarlarından biri yaptı. Türkçeye tek çevrilen eseri bu ama yazarın pek çok romanı, şiir ve öykü kitabı var. Bu da yayınevlerine bir çağrı olsun, belki doğru adrese ulaşabilir ve hakettikleri değeri bulabilirler. Sözü Esperanza’ya bırakıyorum:

“Adım İngilizce umut demektir. İspanyolca’da çok fazla harf anlamına gelir. Hüzün anlamına gelir, beklemek anlamına gelir.”

mango_street_v2

Reklamlar